• Cem Hakverdi

Bileğimden tutma benim!

En son güncellendiği tarih: Mar 28

Evden çıkmak için hazırlanması saatler sürerdi. Yetmezmiş gibi apartman kapısından çıktığımız anda tekrar eve dönüp bir şeyler yapardı. Ben o sırada kapının önünde bir 15 dakika kadar daha beklerdim. Bütün bu geçen sürenin üzerine gelir bir de her defasında beni bileğimden tutup çekiştirmeye başlardı, çok kızardım. Dolmuşa, trene, vapura ya da sırayla hepsine binip bir yerlere giderdik. O zamanlar da öyleydi; nereye gittiğimin bir önemi olmaz, sadece gitmeyi severdim.

Çocukluğumun bir dönemi anneannemde geçti. Onu en çok evindeki çiçekleriyle ve bahçede beslediği kedileriyle konuşurken hatırlarım. Bir de yumuşacık göbeğiyle. Kedilerle konuşmak tamamdı da çiçeklerle konuşuyor olması o yaşlardaki ben için çok anlaşılır değildi. Aynı evde bir de dedem vardı çok sevdiğim.  Fakat çalıştığı için daha çok anneannemle vakit geçirirdik. Dedemi de eve geldiği zaman ceketinin iç cebinden çıkardığı gazetesi, çok küçük bir parça beyaz peyniri meze yaparak içtiği rakısı, rakısını özenle içine doldurduğu karafası ve yeşil gözleriyle hatırlarım. Bir de duvarda asılı olan gençlik fotoğrafı çok yakışıklıydı.

İstanbul’da bazı yerler ister istemez bana birilerini hatırlatır. Tren garları, Kadıköy, eski mavi dolmuşlar  ve sokak kedileri çok anneannem gibidir mesela. Bunların yanında Çamlıca gazozunun ayrı bir yeri vardır. Anneannem canımın sıkıldığını görünce ya da akşam yemeğinde “hadi git kendine bir gazoz al” deyip bilmem kaç lira verirdi. Koşa koşa köşedeki bakkala gidip Çamlıca gazozu alır, hemen bitmesin diye evde yudum yudum içerdim.

Anneanne evine çok yakın olan Haydarpaşa Tren Garı.


Sirkeci Tren Garı.


Tren istasyonlarından bir tanesinde elinden kurtulmuşum bir kere. Herhalde bileğimden tutmadığı nadir zamanlardan biriydi. Çok acelem varmış gibi peronda bekleyen trene doğru koşmuşum. Arkamdan o da trene koştururken vagon ile peron arasına düşüp bacağını yaralamış. O anı çok net hatırlamıyorum ama daha sonraları bacağındaki izleri gördüğüm zaman çok üzülmüştüm.

Kız Kulesi


Burgazada’da bir sokak.


Kedi ve köpekleri çok sevmek bize anneannemden miras herhalde. Yıllar sonra anneme bakıyorum o da aynı annesi gibi kedilerle, köpeklerle ve çiçeklerle konuşuyor. Eve dönerken yanında  onlara verecek bir şey yoksa yolunu değiştirip, arka yoldan eve giriyor. “Neden” sorusuna yanıtı da çok basit oluyor; “gözümün içine bakıyorlar”.

Kadıköy’de anten keyfi.


İstanbul çok değişti, takip edemediğim kadar büyük bir  hızla başka bir şeye dönüştü. Çift kale maç yaptığımız sokaktan 20 adım atarak geçtim geçenlerde. Büyüdük. O sokak da başka bir şeye dönüşmüş. Bizim çocukluğumuzdan bir şey kalmamış. Aynalı camlı “modern” binalar yapmışlar, güzel olmamış. 

Güzeldi anneannemler ile beraber olmak. Keşke hayatta olsa ve bileğimden tutup hiç bırakmasa. Yine dolmuşa, trene, vapura ya da hepsine sırayla binip gezebilsek o aynı İstanbul’da.

Karaköy İskelesi


Tünel


Beyoğlu’nda bir sokak.


Karaköy ve Galata Kulesi


#nostalji #analogphotography #istanbul #trengarı #seyahat #vapuriskelesi

1 görüntüleme
  • Siyah Vimeo Simge
  • Siyah Instagram Simge
  • Siyah Facebook Simge
  • Siyah LinkedIn Simge

© 2018